Rüyaları Kayıt Altına Almak Mümkün Olabilir Mi?

Rüyalar kayıt altına alınabilir mi? Alınabiliyor olsa bile, böyle bir şeyi kimler ister? Görülen o rüyaların izlenebileceği bir video kaydı olsaydı bu kaydın insanların hayatlarına nasıl bir etkisi olurdu?
Dünyanın çeşitli yerlerinden araştırmacılar, rüyaları kayıt altına almaya yarayacak teknikler üzerinde çalışmaktalar. Peki bu araştırma başarıya ulaşsa dahi, gerçekten bu teknolojiyi kaç kişi ister?
Bilim, insanların neden rüya gördüğünü açıklayabilir mi?
Rüya görmek hem bireyler hem de bilim insanları için büyüleyici bir şeydir. Neden rüya görüldüğü ile ilgili birçok teori var, ancak bu konuda net bir şey bilinmiyor. Çoğu insan bir gecede 4-6 tane rüya görür. Ancak bu görülen rüyalardan yalnızca yüzde 10’ u hatırlanıyor. Université de Montréal‘ deki Psikoloji Profesörü Antonia Zadra gibi bazı uzmanlar, rüyaların unutulması için görüldüğüne inanıyor.
Rüya deneyimlerini gerçeklikle karıştırmamak çok önemli. Bir nedenden dolayı rüya görsek de gerçek hayatta olmadıkları için onları unutmamız gerekebilir.
Antonia Zadra
Rüyalar hakkında çeşitli teoriler, Sigmund Freud’ un da inandığı gibi en büyük arzularımızı yaşayabilmek için beyinlerimizin çeşitli senaryolar üzerinden geçtiği biyolojik bir simülasyon olmasına kadar uzanıyor.
Örneğin, rüyaların beynimizdeki bir çeşit tehdit simülatörü olduğuna inanılmaktadır.
Yine de Harvard Üniversitesinden Dr. John Allan Hobson ve Dr. Robert McCarley’ nin de aralarında bulunduğu çoğu insan rüyaların gerçeği yansıtmadığını düşünüyor.
Aktivasyon-sentez hipotezi olarak adlandırdıkları ve rüyaların hayal gücünün bir ürünü olduğunu açıklayan bu hipotezi savunuyorlar.
Bu hipoteze karşıt görüşlü insanlar ise rüyaların beynin hafıza çözme yöntemi olduğunu savunuyor. Bunun anlamı, rüya sürecinin önemsiz verilerimizin beyinden silinmesine ve faydalı bilgilerin uzun süreli hafızamızda saklanmasına yardımcı olmasıdır.
Durum ne olursa olsun, rüyalar insan deneyiminin büyüleyici bir özelliğidir. Öyle ki, birçoğu hafızadan kaybolmadan önce onları kaydetmek için rüya günlüğü tutuyor. Rüyalarını tekrar hatırlamak isteyen insanlar, bir rüyadan uyanır uyanmaz yanı başındaki not defterine rüyasında gördüklerini not alıyor.
Rüya gördükten sonra o rüyayı eksiksiz bir şekilde izlemek gerçekten faydalı olur mu ya da bir başkasının rüyasını izlemek nasıl olurdu? Bu soruların cevabı görülen rüyanın içeriğine göre değişir mi?
Neden rüya görürüz?
Bu sorunun kesin bir cevabı olmadığı çok açık. Çoğu kişi, rüyaların uykunun belirli aşamalarında meydana gelen bir halüsinasyon şekli olduğu konusunda hemfikirdir. Genelde en ağır uyku aralığında rüya görülür ve bu da görülen rüyayı hatırlamayı çok zor kılar.
Uyumanın insan biyolojisine katkısı hiçe sayılamaz. Uyumak; metabolizmayı, tansiyonu ve elbette beyin fonksiyonunu düzenlemek için hayati öneme sahiptir.
Uyku yoksunluğu uzun zamandır etkili bir işkence aracı olarak bilinmektedir. Yetersiz veya kalitesiz uyku düzenine sahip bir bireyin zihinsel olumsuzluklar yaşaması çok yüksek bir ihtimaldir.
Başkalarının rüyalarını görmek nasıl olurdu?
Son birkaç yıldır bu konuda ciddi araştırmalar yapan bilim insanları var. Rüyaların içeriğini, imgesini, hareketini ve diyaloğunu deşifre edebilmeyi umuyorlar. Buna bir örnek, Texas Old Austin’ deki Daniel Oldis ve David M. Schnyer’ in eseridir. Ekipteki çalışma arkadaşları, deneklerin uyurken kaslara gelen sinir uyarılarını ölçmek için bir EMG kullanıyor. Oldis, “Rüyalar sırasında genellikle hareket edilmemesine rağmen, sinir dürtüleri hala bu kaslara gidiyor. ” diyor.
Ayrıca uyku sırasında beyindeki konuşma paterninin sinirsel aktivitesini deşifre etmeyi umuyorlar.
Denekler uykuya dalmadan önce İngilizcedeki her özel ses tonunu, kas desenlerini kaydetmeleri için telaffuz ediyorlar. Bu daha sonra rüyadaki konuşmayı bir şablon haline getiriyor.
Oldis
Kyoto Üniversitesinden bir başka araştırma ekibi, rüyaların kaydedilmesi ve yeniden yapılandırılması konusunda bazı ilginç gelişmeler kaydetti. Yürüyen bir kişinin aklındaki görüntülerin deşifre edilmesi için bir araç geliştirdiler. Bu tekniği uyuyanlar için geliştirmeyi umuyorlar.
Bir başka büyüleyici gelişme ise Dreamweaver adlı bir projede yaşandı. California Üniversitesindeki Gallant Laboratuvarı’ ndaki araştırmacılar, beynin görsel verileri kaydetme biçimini kısmen yeniden yapılandırmayı başardılar. Katılımcılara film fragmanlarını izlettiler ve ardından katılımcıların gördüklerini -düşük çözünürlüklü videoları- sadece beyin aktivitelerinden hareketle yeniden oluşturmayı başardılar.
Burada gerçek soru şu, bunların gerçekleşmesi ne kadar doğru? Kişisel alanların ve özel hayatın sosyal medya ve türevlerinin sürekli tehdidi altında olduğu bir dünyada; en derin, belki de en karanlık düşüncelerin kalıcı bir kaydı olsun istenir mi?
Kaynak: Interesting Engineering